Perfection’ı okudum bu bahar. Vincenzo Latronico’nun çoğunlukla Berlin’de geçen bu kitabı, digital nomad/expat kültürünü keskin ve ince detaylarla ele aldığı için herkesin dilindeydi. Bir jenerasyonun tatminsizlik hissini ve sadece imgeler üzerinden arzulananları (bu sebeple asla elde edilmeyenleri), dare I say, mükemmel bir şekilde anlatıyordu.
Sosyolojik inceleme bir yana, okuma sonrası içimde kalan şuydu: Bu kitabı beş sene önce okusaydım çok severdim. Başta bunun kurguda kendimi görmekle ya da kendim gözlemlediğim olguların, davranışların bir yazar tarafından da görülmüş ve bir kitaba konmuş olması ile alakalı olduğunu düşündüm. Demek o zamanlar beni kalbimden vuran onaylanmış hissetmekti—“bunu ben de düşünmüştüm!” demek, Fitzcarraldo’nun Yves Klein mavisi-beyaz kapaklarıyla herkesten daha akıllı olduğumun işaretini veriyor olmak da artısı.
Görülmek hala hoşuma gidiyor ama kurguda aradığım şeyler değişti. Edebi ufku sürekli tarayan bir periskop değilim, her şeyi okumuyorum ama spesifik bir şeye çekiliyorum: grit. “Cesaret” olarak çevirdiğimde tam anlamını karşılamıyor bence—cüretkar desem değil. Mesela Miranda July’ın kitapları cüretkar fakat cinsel özgürlük dışında dişini gösterdiğini düşünmüyorum. Dişli kurguların epik hikayeler anlatmasını da beklemiyorum, hatta epik hikayelerin oldukça yalın anlatılmasını daha çok beğeniyorum, Donna Tartt’ın The Goldfinch’i gibi.
Kurgunun sınırları içinde oyun oynamaya cüret eden ama hala bir olay örgüsü olan ya da taş gibi yapısına yaslanıp deliren hikayeleri seviyorum. Kaveh Akbar’ın Martyr! kitabı, bu favori paletimin iki ucuna da gidip geldiği için son zamanlarda en aklımda kalan ve herkese tavsiye ettiğim kurgu oldu. Şiir okumasam da, şair romancılar aklımı başımdan alıyor hep. Ocean Vuong!!
Sanırım bahsettiğim grit, diş—her neyse, bu: Bir yandan içim içimi yesin hikayede ne olacak diye, diğer yandan nasıl taklalar attığına hayran olayım istiyorum.
Sizin var mı dişli favorileriniz?
Derya xx




ben de şuan tam tersi bir histeymişim, sizi okurken fark ettim. kurgudan ziyade daha tanıdıklık ve bağ kurabildiğim şeyler okuma peşindeyim. hatta bu yüzden de kurgudan bir şey beklemediğim daha kolay bir okuma peşinde koşuyorum belki. demek okuma serüvenleri de böyle ihtiyaçlara göre değişiyor.
Son soruna cevabim, bu sene okuduklarimi goz onune alarak, Die, My Love - Ariana Harwicz olabilir mi acaba diye dusunuyorum 💭 belki Rachel Cusk (genel) da bu kategoriye girer mi? Ve tabi Annie Ernaux? Disse dis, kansa kan haha